Posted on : 12-02-2010 | By : admin | In : Fıkralar
0
Eski Roma’nın ünlü generallerinden birinin eşi dünya güzeli bir kadınmış.
Kültürü, neşesi, ev sahibeliği üslubuyla benzeri güç bulunur bir “şahane
kadın” Boşanacakları haberi çıkmış,
bütün Roma bu haberle çalkalanıyor.
Yakın arkadaşları bir cesaret konuyu açmışlar:
- Eşin Roma’nın en güzel, en beğenilen, gıpta edilen kadını, diye
başlamışlar; lafı birbirinin ağzından alarak dakikalarca övdükten sonra,
sözü şu suale getirmişler. Nasıl olur da ondan ayrılmayı düşünebilirsin?
General bacağını uzatarak:
- Çizmemi beğendiniz mi önce onu söyleyin bana, demiş.
- Çok güzel!
- Tay derisinden yapılmıştır. Sicilya’nın en marifetli çizmecisi
tarafından, kendi eliyle,benim için yapılmıştır. Bir benzerini bütün Roma’da
bulamazsınız.
- Belli, demiş arkadaşları. Benzersiz derken de haklısın. Ama bunun, bizim
sualimizle ne alakası var?
Arkadaşlarının merakını iki kelimeyle gidermiş general:
- Ayağımı sıkıyor.
Posted on : 08-02-2010 | By : admin | In : Fıkralar
0
Canlı Bomba
Tımarhanenin birinde bir gün isyan çıkmış. Deliler salon gibi bir yerde toplanmış, sağı solu dağıtıyorlarmış.
Doktorlar dahil hiç kimse yaklaşamıyormuş; deli ya!.
Hastanenin başhekimi ‘- Bir şey yapmak lazım’ demiş ve odasına dalmış, kitapları karıştırmaya başlamış. Bir süre sonra çıkmış ve diğer doktorlara şöyle demiş.
Şimdi doktorlardan biri soyunup koşa koşa delilerin yanına gidecek ve ‘Ben canlı bombayım’ diye bağıracak, literatüre göre bunlar dağılacak, başaracağız!..’
Doktorlar kendi aralarında birini seçmişler ve çırılçıplak soymuşlar. Kapıyı açmışlar ve ‘- Hadi şimdi!..’ demiş başhekim…
Çıplak doktor başlamış koşmaya ve bağırmaya:
‘- Ben canlı bombayım, ben canlı bombayım, patlayacağım…’
Deliler bakmışlar doktora. Sonra yakalayıp pencereden aşağıya atmışlar.
‘- Eyvah!..’ demiş başhekim… ‘- Literatüre göre yeniden denememiz lazım’ deyip başka bir doktoru soymuşlar ve onu da yollamışlar delilerin arasına…
O da çıplak bir vaziyette dalmış delilerin arasına:
‘- Ben canlı bombayım patlayacağım’ diye bağımış ama, onu da yakalayıp atmışlar pencereden deliler…
Başhekim bakmış ki olmuyor…
‘- Ben gidiyorum!..’ demiş . O da soyunmuş diğerleri gibi dalmış odaya…
Deliler bir bakmışlar!.. Sonra hepsi odalarına kaçışmışlar, ortalık sakinleşmiş.
Şaşırmış tabii ki doktorlar…
Sonra başhekimi neden pencereden atmadılar diye araştırmayabaşlamışlar…
Ve delilere sormuslar:
Diğerlerini aşağıya attınız da onu neden atmadınız?’..
Deliler hep birlikte cevap vermişler:
‘- Onun fitili çok kısaydı… Her an patlayabilirdi…’
Posted on : 04-02-2010 | By : admin | In : özcan BATMAZ
0
Nişanlandım kısmında kalmıştık hikayenin. 2003 yılıydı. Anadolu kültüründe erkekte olsa kadında olsa ayrı yaşayamaz. Tabi bizimkilere de bunun lafını bile edememiş 29 yaşında bir delikanlıydım. Onlar evlen diye yaptıkları baskıya ancak bu kadar dayanıp hemen internetten bir kız buldum. Özlem. Çok iyi bir anne babanın 3 çocuğundan ortanca tek kızlarıydı. 21 yaşındaydı Özlem. 1 ay içinde aile arasında nişan yaptık. Sonra bir şekilde yürütemedik ve 2004 yılı Ocak ayında ayrıldık. Ayrıldığımızı ailelerimize şubat ayında söyleyecektik. Tabi ben bu durumu kullanarak resti çektim aileme. Ayrı yaşayacaktım. Ev buldum krediye girdim ve şu anki evimi satın aldım. 2004 Yılı Mart ayının ilk haftası.
Bu olay benim hayatımdaki bir dönüm noktası oldu. Yalnız yaşamaya başlamıştım. Abim ve annemlerden aldığım eşyalarla eve yerleştim. Sonra aşk hayatım birden canlanmaya başladı. Yiğit Özgür ‘ün bir karikatürü vardı o geldi aklıma şimdi. Kız armut koltukta oturuyor, Adam dirseğini tezgahın üstüne koymuş. Konuşma baloncukları şöyle:
“+ bu eve gelen ilk kız sensin burcu.
- ciddi misin? o kadar özel birimiyim senin için??
+ yok yeni taşındım bu eve.siftah senle..”
Bu diyalogdaki burcu karakteri gerçekte benim Neslihan isminde birlikte olduğum en güzel kızlardan biriydi. Eskişehirliydi. Yeni bir ilişkiden çıkmıştı. O adama hala aşıktı. Birlikte olduğumuzda ağlamıştı. Kendini o na ihanet ediyormuş gibi hissetmiş. Bu duyguyu aynı yatakta 3 sene sonra bende hissedecektim. Oysa bunu o gün anlamamıştım. Neslihan’la ilk ve son görüşmemiz oldu. Sonra birkaç sefer yazıştık ama bir daha haber alamadım. Sonra minik bir kelebekle 3 aylık bir birlikteliğim oldu. Ankara ‘da yaşayan sevimli ve hoş bir kızdı. “Mesafe uzun, istediğimde yanımda olan bir sevgili istiyorum” diye ayrıldı. Hala görüşürüz. İyi bir dostluk kurmayı başardık. Sonra Aylin’im le tanıştık 2005 yılında. Tam sevgili olacağımız hafta başka bir kıza aşık oldum. İkinci aşık olduğum kıza. Detay veremiyorum zira zamanında detay verdiğim için tehdit edildim ve hayatımda ilk defa mahkemeye gittim. Neyse ki beladan da musibetten de uzaklaşmayı nasip etti rabbim. Hayatımdaki uzun süre aynı evi paylaşıp birlikte yaşadığım ilişkiydi. Bende çok iz bıraktı. 1,5 sene sürdü atlatmam. En mutlu olduğum zamanlardan biriydi o zamanlar. Evlenmeyi planlamıştım. İyi ki olmamış. Sonradan kızın yaşadıklarını görünce halime ve bittiğine binlerce kez şükrettim ve namaz kıldım.
Aylin’le iki dost olarak kaldık ve hala çok sevdiğim nadir insanlardan biridir.
Ara sıra hadi evlenelim desek te 2 senedir nerdeyse yüz yüze gelememiş iki dost. Aşk ilişkim biteli 3-4 ay olmuştu fakat acısı ve kendi devam ediyordu. Tamamen bitirmeden bir kızla tanıştım. Nagehan. Kendi işi olan, yeşil gözlü, buğday tenli çok güzel bir kızdı. Tertemiz bir ruhu, kalbi ve iyi bir çevresi vardı. Hayatım boyunca bana aşık olan 8-10 kızdan biriydi. O da yeni bir ilişkiden çıkmıştı. Niyetimiz ciddi olmasına rağmen 7-8 ay sonra hala eskiye takılıp kaldığım için yürümedi. Gözyaşlarında kaybolduğum, ezildiğim ve vicdanımın Özlem ‘den sonra beni boğduğu ikinci insandı. Sanırım size aşık olan birini terk ettiğinizde hep aynı acıyı hissediyorsunuz. En güzeli sevmek sanırım. Kendi acınızla başa çıkabiliyor ama başkasına verdiğiniz acının vicdan azabını kaldıramıyorsunuz. Bana yazdığı mektupları uzun bir süre sonra, geçenlerde buldum. Çok şekerdi. Canım benim. Ayrıldığımız günden sonra hiçbir şekilde görüşmedik, görüşemedik. Görüşmek istemedi. Umarım hak ettiği mutluluğu bulmuştur.
Sonra canım Yasemin’imle tanıştık. Çok güzel bir yüzü ve fiziği vardı. Hala çok beğenirim kendisini. Kendisine çok bakar. İyi giyinir. Sosyaldir. Hoş sohbettir. Gerçek anlamda sevdim onu. Hala da severim. En uzun 5 ilişkimden birisidir. Evliliğe en çok yaklaştığım kızlardan biriydi. Birkaç kez ayrıldık. En son ayrılığımız birkaç ay önce oldu. Tek sorun yeniden evliliği istemesi oldu. Daha önce de bu nedenden ayrılmıştık. Buna o an hazır olmadığımı bir türlü anlatamadım ona. Bir şeyler kırılınca içinizde sanırım eskisi gibi olmuyor. Ben bunu çözmek için hep şunu yapmaya dikkat ediyorum; Geçmişteki kötü şeyleri hafızana kaydetme, hep iyi şeyleri kaydet. Fakat Yasemin ‘e bunu bir türlü öğretemedim. Ne zaman ayrılıp barışsak o her zaman eskideki sorunlara takılıp kalıyor. Bir gün aşar mı?, aşarsa ben hala bekar olur muyum? olursam birbirimizi ister miyiz? bilmiyorum. Hissettiğim tek şey Yasemin’in hayat hikayemde henüz rolünün bitmediğidir.
Yasemin’le ayrı kaldığımız dönemlerde birkaç 1 aylık ilişkim olmuştu. Sonrasında son ilişkim olan Öznur ile tanıştım. Pek çok konuda çok iyiydi ilişkimiz. Taaki bana yalan söylediğini fark edinceye kadar. Sonra ayıldık. Sonra yine çıkmaya başlayalım dedik ama sanırım o yine yalan söylemeye devam etti. Bunu düşündüğüm için bitirdim. Platonik olarak nerdeyse aşık olacağım 2 kız oldu. Biri Beyza. Diğeri Buse. Beyza 23 ünde üniversitesi yeni bitmiş güzel bir kızdı. Aile dostumuzun da bir akrabasıydı. Yay burcuydu. Çok güzel olduğu kadar, akıllıydı da. Sohbetlerimiz çok keyifliydi. Bir türlü telefondan öteye geçemedik. Sonrasında bu durum beni de onu da rahatsız ettiği için bitirdik. Artık hiçbir şekilde görüşmüyoruz. Buse ise çok gençti. Çok güzeldi. Bunun farkındaydı, ki bu bu tip durumlarda en kötü şeydi bir kız için. Aramızdaki yaş farkının da çok olması bir etkendi. Bence çok güzel bir birlikteliğimiz olurdu. Bir nedenden arkadaş kalamayacağımızı söyledi. Anlayışla karşılayarak çıktım hayatından. Üzüldüm. Uzun süre sonra kendimi bu kadar istekli ve heyecanlı hissetmiştim bir kıza. Ama her işte bir hayır vardır dedim kendime ve döndüm hayatıma devam ettim. Bu iki kıza da hislerimin çok kuvvetli olması nedeniyle her şeyi açık açık söyleyip üzerlerine çok düşmem onları kaçırdı.
Kendime çok sormuşumdur bu soruyu. Acaba kaçan kovalanırı mı oynamak gerekir. Yoksa açık olmak iyi midir? Bilemiyorum tabi ama bildiğim her zaman ilk kartı yanlış oynayan kaybediyor. Yani siz kızdan manyak hoşlandığınızı söylediğinizde kız kaçıyor. Yok o söylerse siz kaçıyorsunuz. Bunun gibi bir durum. İsmini siz koyun. Bu durumdan şikayetçi değilim aslında. Zira iki aşk acısından sonra bir üçüncünün olmasını istemem. İşin bir diğer gerçeği sizin çok kuvvetli şeyler hissettiğiniz kızın size bir şey hissetmediği gerçeğini kavrayamamanız. Kalbiniz orda aklınıza laf geçiremiyor. Zamanlama hatası yapıyoruz beklide. Çünkü belki hayatıma başka zamanlarda girselerdi pek çoğu ile evlenirdim
çünkü çok harika insanlar vardı bu bahsettiklerimin içlerinde. Kader buna diyoruz işte. Hani o önümüzde uzanan yolun göremediğimiz ve değiştiremediğimiz virajları. Hani gitmek istemesek te bazen, içinden çıkamadığımız mecburi istikametler. Hani durmaya vaktimiz yokken birden yanan kırmızı ışıktır kader. Hani sevdiğimiz birinin ani ölümü, beklemediğimiz ve tüm tedbirleri almamıza rağmen yaptığımız kazadır kader. Senin bildiğin ama benim senin bildiğini bilmediğim şeyler yüzünden çektiğim acılardır kader. Siz birini severken onun başkasını sevmesidir kader.
Özetle 1 ay ve daha kısa süren, aralarda onlarca ilişkim oldu ama hayatımda iz bırakanlar bunlardı. Şimdilerde kimse yok hayatımda. Artık hikâyelerimle beraberim
Devam edecek…