Featured Posts

  • Prev
  • Next

Özcan BATMAZ | Hayat hikayem, aşklarım devam ediyor…

Posted on : 04-02-2010 | By : admin | In : özcan BATMAZ

Tags:

0

Nişanlandım kısmında kalmıştık hikayenin. 2003 yılıydı. Anadolu kültüründe erkekte olsa kadında olsa ayrı yaşayamaz. Tabi bizimkilere de bunun lafını bile edememiş 29 yaşında bir delikanlıydım. Onlar evlen diye yaptıkları baskıya ancak bu kadar dayanıp hemen internetten bir kız buldum. Özlem. Çok iyi bir anne babanın 3 çocuğundan ortanca tek kızlarıydı. 21 yaşındaydı Özlem. 1 ay içinde aile arasında nişan yaptık. Sonra bir şekilde yürütemedik ve 2004 yılı Ocak ayında ayrıldık. Ayrıldığımızı ailelerimize şubat ayında söyleyecektik. Tabi ben bu durumu kullanarak resti çektim aileme. Ayrı yaşayacaktım. Ev buldum krediye girdim ve şu anki evimi satın aldım. 2004 Yılı Mart ayının ilk haftası.
Bu olay benim hayatımdaki bir dönüm noktası oldu. Yalnız yaşamaya başlamıştım. Abim ve annemlerden aldığım eşyalarla eve yerleştim. Sonra aşk hayatım birden canlanmaya başladı. Yiğit Özgür ‘ün bir karikatürü vardı o geldi aklıma şimdi. Kız armut koltukta oturuyor, Adam dirseğini tezgahın üstüne koymuş. Konuşma baloncukları şöyle:

“+ bu eve gelen ilk kız sensin burcu.
- ciddi misin? o kadar özel birimiyim senin için??
+ yok yeni taşındım bu eve.siftah senle..”

:) Bu diyalogdaki burcu karakteri gerçekte benim Neslihan isminde birlikte olduğum en güzel kızlardan biriydi. Eskişehirliydi. Yeni bir ilişkiden çıkmıştı. O adama hala aşıktı. Birlikte olduğumuzda ağlamıştı. Kendini o na ihanet ediyormuş gibi hissetmiş. Bu duyguyu aynı yatakta 3 sene sonra bende hissedecektim. Oysa bunu o gün anlamamıştım. Neslihan’la ilk ve son görüşmemiz oldu. Sonra birkaç sefer yazıştık ama bir daha haber alamadım. Sonra minik bir kelebekle 3 aylık bir birlikteliğim oldu. Ankara ‘da yaşayan sevimli ve hoş bir kızdı. “Mesafe uzun, istediğimde yanımda olan bir sevgili istiyorum” diye ayrıldı. Hala görüşürüz. İyi bir dostluk kurmayı başardık. Sonra Aylin’im le tanıştık 2005 yılında. Tam sevgili olacağımız hafta başka bir kıza aşık oldum. İkinci aşık olduğum kıza. Detay veremiyorum zira zamanında detay verdiğim için tehdit edildim ve hayatımda ilk defa mahkemeye gittim. Neyse ki beladan da musibetten de uzaklaşmayı nasip etti rabbim. Hayatımdaki uzun süre aynı evi paylaşıp birlikte yaşadığım ilişkiydi. Bende çok iz bıraktı. 1,5 sene sürdü atlatmam. En mutlu olduğum zamanlardan biriydi o zamanlar. Evlenmeyi planlamıştım. İyi ki olmamış. Sonradan kızın yaşadıklarını görünce halime ve bittiğine binlerce kez şükrettim ve namaz kıldım.

Aylin’le iki dost olarak kaldık ve hala çok sevdiğim nadir insanlardan biridir. :) Ara sıra hadi evlenelim desek te 2 senedir nerdeyse yüz yüze gelememiş iki dost. Aşk ilişkim biteli 3-4 ay olmuştu fakat acısı ve kendi devam ediyordu. Tamamen bitirmeden bir kızla tanıştım. Nagehan. Kendi işi olan, yeşil gözlü, buğday tenli çok güzel bir kızdı. Tertemiz bir ruhu, kalbi ve iyi bir çevresi vardı. Hayatım boyunca bana aşık olan 8-10 kızdan biriydi. O da yeni bir ilişkiden çıkmıştı. Niyetimiz ciddi olmasına rağmen 7-8 ay sonra hala eskiye takılıp kaldığım için yürümedi. Gözyaşlarında kaybolduğum, ezildiğim ve vicdanımın Özlem ‘den sonra beni boğduğu ikinci insandı. Sanırım size aşık olan birini terk ettiğinizde hep aynı acıyı hissediyorsunuz. En güzeli sevmek sanırım. Kendi acınızla başa çıkabiliyor ama başkasına verdiğiniz acının vicdan azabını kaldıramıyorsunuz. Bana yazdığı mektupları uzun bir süre sonra, geçenlerde buldum. Çok şekerdi. Canım benim. Ayrıldığımız günden sonra hiçbir şekilde görüşmedik, görüşemedik. Görüşmek istemedi. Umarım hak ettiği mutluluğu bulmuştur.

Sonra canım Yasemin’imle tanıştık. Çok güzel bir yüzü ve fiziği vardı. Hala çok beğenirim kendisini. Kendisine çok bakar. İyi giyinir. Sosyaldir. Hoş sohbettir. Gerçek anlamda sevdim onu. Hala da severim. En uzun 5 ilişkimden birisidir. Evliliğe en çok yaklaştığım kızlardan biriydi. Birkaç kez ayrıldık. En son ayrılığımız birkaç ay önce oldu. Tek sorun yeniden evliliği istemesi oldu. Daha önce de bu nedenden ayrılmıştık. Buna o an hazır olmadığımı bir türlü anlatamadım ona. Bir şeyler kırılınca içinizde sanırım eskisi gibi olmuyor. Ben bunu çözmek için hep şunu yapmaya dikkat ediyorum; Geçmişteki kötü şeyleri hafızana kaydetme, hep iyi şeyleri kaydet. Fakat Yasemin ‘e bunu bir türlü öğretemedim. Ne zaman ayrılıp barışsak o her zaman eskideki sorunlara takılıp kalıyor. Bir gün aşar mı?, aşarsa ben hala bekar olur muyum? olursam birbirimizi ister miyiz? bilmiyorum. Hissettiğim tek şey Yasemin’in hayat hikayemde henüz rolünün bitmediğidir.

Yasemin’le ayrı kaldığımız dönemlerde birkaç 1 aylık ilişkim olmuştu. Sonrasında son ilişkim olan Öznur ile tanıştım. Pek çok konuda çok iyiydi ilişkimiz. Taaki bana yalan söylediğini fark edinceye kadar. Sonra ayıldık. Sonra yine çıkmaya başlayalım dedik ama sanırım o yine yalan söylemeye devam etti. Bunu düşündüğüm için bitirdim. Platonik olarak nerdeyse aşık olacağım 2 kız oldu. Biri Beyza. Diğeri Buse. Beyza 23 ünde üniversitesi yeni bitmiş güzel bir kızdı. Aile dostumuzun da bir akrabasıydı. Yay burcuydu. Çok güzel olduğu kadar, akıllıydı da. Sohbetlerimiz çok keyifliydi. Bir türlü telefondan öteye geçemedik. Sonrasında bu durum beni de onu da rahatsız ettiği için bitirdik. Artık hiçbir şekilde görüşmüyoruz. Buse ise çok gençti. Çok güzeldi. Bunun farkındaydı, ki bu bu tip durumlarda en kötü şeydi bir kız için. Aramızdaki yaş farkının da çok olması bir etkendi. Bence çok güzel bir birlikteliğimiz olurdu. Bir nedenden arkadaş kalamayacağımızı söyledi. Anlayışla karşılayarak çıktım hayatından. Üzüldüm. Uzun süre sonra kendimi bu kadar istekli ve heyecanlı hissetmiştim bir kıza. Ama her işte bir hayır vardır dedim kendime ve döndüm hayatıma devam ettim. Bu iki kıza da hislerimin çok kuvvetli olması nedeniyle her şeyi açık açık söyleyip üzerlerine çok düşmem onları kaçırdı.
Kendime çok sormuşumdur bu soruyu. Acaba kaçan kovalanırı mı oynamak gerekir. Yoksa açık olmak iyi midir? Bilemiyorum tabi ama bildiğim her zaman ilk kartı yanlış oynayan kaybediyor. Yani siz kızdan manyak hoşlandığınızı söylediğinizde kız kaçıyor. Yok o söylerse siz kaçıyorsunuz. Bunun gibi bir durum. İsmini siz koyun. Bu durumdan şikayetçi değilim aslında. Zira iki aşk acısından sonra bir üçüncünün olmasını istemem. İşin bir diğer gerçeği sizin çok kuvvetli şeyler hissettiğiniz kızın size bir şey hissetmediği gerçeğini kavrayamamanız. Kalbiniz orda aklınıza laf geçiremiyor. Zamanlama hatası yapıyoruz beklide. Çünkü belki hayatıma başka zamanlarda girselerdi pek çoğu ile evlenirdim :) çünkü çok harika insanlar vardı bu bahsettiklerimin içlerinde. Kader buna diyoruz işte. Hani o önümüzde uzanan yolun göremediğimiz ve değiştiremediğimiz virajları. Hani gitmek istemesek te bazen, içinden çıkamadığımız mecburi istikametler. Hani durmaya vaktimiz yokken birden yanan kırmızı ışıktır kader. Hani sevdiğimiz birinin ani ölümü, beklemediğimiz ve tüm tedbirleri almamıza rağmen yaptığımız kazadır kader. Senin bildiğin ama benim senin bildiğini bilmediğim şeyler yüzünden çektiğim acılardır kader. Siz birini severken onun başkasını sevmesidir kader.

Özetle 1 ay ve daha kısa süren, aralarda onlarca ilişkim oldu ama hayatımda iz bırakanlar bunlardı. Şimdilerde kimse yok hayatımda. Artık hikâyelerimle beraberim :)

Devam edecek…

  • Share/Bookmark

Benim Hikayem | Özcan BATMAZ : Aşklarım

Posted on : 03-02-2010 | By : admin | In : özcan BATMAZ

Tags:

0

Bugün ilişkilerimden bahsetsem herhalde bu sayfa acayip hit alırdı :) Zira onlarca eski kız arkadaşım ziyaret yeri olurdu diye düşünüyorum. Bununla gurur duymuyorum ama insanları tanımak, hayattan farklı tatlar almak adına bu benim için iyiydi. Pişman değilim. Tabi keşke ilk aşık olduğum kızla evlenip mutlu bir yuvam olsaydı. Ama kader bu bazı şeylerin olmasına etki edemiyoruz. Eski olan her şey daha güzel geliyor bana. Tamam teknolojiyi çok seven biriyim ama olmasa da olur diyenlerdenim. Hatta her fırsatta her yerde duyurduğum gibi ben teknolojinin ve modern icatların olmadığı, tropikal bir iklimin hüküm sürdüğü bir adada yaşamak isterdim. Belki ileri de bu da olur ha ne dersiniz? :)

Dönelim sevgili ilişkilerim konusuna. Bazıları hakkında bilgi veremeyeceğim için beni mazur göreceğinizi biliyorum . Hayatımdaki ilk platonik aşkım (beklide aşk olduğunu sandığım o his) bir aile dostumuzun büyük kızıydı. Trakyalıydı. Bizimle aynı semtte oturuyorlardı. Babalarımız aynı işte çalışıyorlardı. Bu nedenle aileler birbirini çok seviyor ve sık sık görüşüyorlardı. Ortaokul yıllarında, buluğ çağımın başlangıcında onun da serpilmeye başladığı bir dönemde her şey oldu. Bir gün bize gelmişlerdi. Üzerinde Lacivert bir pantolon vardı. En küçük erkek kardeşini yerden alırken ben de eve giriyordum. Göz göze geldik. Baştan aşağı süzdüğümde “wow! ne kadar büyümüş” diye söylendim kendi kendime. Oysa birkaç aydır görmemiştim sadece onu. Fakat birden daha güzel gelmişti bana. Bir kız olarak algılamıştı beynim onu. Tabi ondan hoşlandığımı hiç kimse bugüne kadar bilmedi.

Sonra hatırladığım kadarıyla Lise 2 ye kadar birkaç kızdan daha hoşlandım ama kimse ile sevgili olmadım. Çünkü bende o medeni cesaret denen şey yoktu. Bir kıza senden hoşlanıyorum diyemezdim ki hala diyemiyorum. İlk adımı atma konusunda yeteneksizim sanırım. Bu nedenle genelde sevgililerimi internetten bulmuşumdur. Neyse lise ikiye gittiğimde sınıfımızdaki 3-5 kız (o zaman sınıflar 40-50 kişi falan) ilgimi çekiyordu. Boyum yeni uzamaya başlamıştı. Kara kuru bir gençtim. Pek çekici olduğumda söylenemezdi. Okul hayatım boyunca sadece 2 kızın benden hoşlandığını duymuştum. Sınıfta en çok hoşuma giden kız şuan halen birlikte çalıştığım bir arkadaşımdı. Kendisi başka birinden hoşlandığı için gözü beni görmüyordu. Tabi yaşça ondan 2 yaş küçük olduğum için de bana kardeşim der dururdu. Özlem ismindeki diğer kız zaten “at” gibiydi :) Belki de bana öyle geliyordu. Hafif etine dolgun güzel bir vücudu, duzgun bacakları, hafif yanık teni ve güzel yüzüyle dikkatimi çekmişti. Mini lacivert eteğine hastaydım. Boyu benden uzundu. E tabi ben kara kuru olduğum için sınıftaki pek çok kız beni kardeşi gibi görürdü. Bu beni acayip sinir ederdi.

Lise 2 nin yaz tatilinde hayatımdaki ilk öpüşme seremonisini bir tekstil firmasında ütücü olarak çalışırken gerçekleştirdim. 1992 yılıydı. Yaz aylarında herkes çalışmaya başladığı ve ben yalnız kaldığım için orijinal kan kardeşim ve kapı komşumuz Orhan ve ablalarının çalıştığı tekstil firmasında işe girmiştim. Orda güzel diyemeyeceğim ama vücudunun bir bölümünü çekici bulduğum Güler ismindeki kızla ilk flörtümü gerçekleştirmiştim. Öpüştüğüm ilk kız o oldu. Sonra aynı yerde Şenay ismindeki başka bir kızla çıkmıştım. Hayatımda gerçek anlamda ilk flört 1993 yılında olmuştu. Ayşe isminde benden 3 yaş büyük, çok bakımlı, güzel ve aşırı çekici bir kızla aynı yerde çalışıyorduk. Kız benden büyük olmadı ve İstanbul’un daha modern yerlerinde büyümüş olması nedeniyle flört konusunda çok tecrübeliydi. Pek çok şeyi ilk onunla yaşadım ve ondan öğrendim. 2-3 ay çıktık. Çok güzeldi. Fakat işyeri kapanınca ilişki de bitti. Sonra mahalleden bir kızla çıktım. Daha sonra başka bir kızla daha çıktım. Sonra 1994 yılında askere gittim. Askerlik bölümünü ayrı anlatacağım için şimdi detaya girmiyorum.

Askerden geldiğimde (1996 Mayıs) Yine bir tekstil firmasında bir kızla çıktım. Sonra oradan ayrılıp 1997 de şuan çalıştığım işe girdim. 2000 yılına kadar birkaç kız arkadaşım oldu. Hepsiyle kısa flörtlerim oldu. 2000 yılında ilk aşkımı buldum. Belki de o beni buldu. Kız hakkındaki detaylara maalesef giremiyorum :) Ama bildiğim şey hayatımda ilk onunla evlenmek ve ömrümün sonuna kadar onunla yaşamak istediğimdi. Her güne neşe ile başladığım, onu mutlu etmek için her şeyi yaptığımdı. Hiçbir kötü yönünü göremediğim, gözlerimin kör olduğu bir ilişkiydi. 3 ay sürdü. Tabi bitişi de kendi gibi büyük oldu. Hayatımda ilk defa kalbimin durduğunu sandım. İlk defa bir kız için ağladım. İlk defa 1,5 sene bir üzüntüyü yaşayıp günlerimi üzülerek geçirdim. Dipte hissettim. Yalnız ve kimsesiz hissettim. Hayatın bir değeri kalmamıştı. Kadere nerdeyse isyan edecek duruma gelmiştim. Aşk acısı nasıl atlatılır bilmiyordum (şuan bilsem de uygulayamıyorum ya  ). Çivi çiviyi söker dediler bende Çiğdem isminde bir kızla tanıştım. İşle alakalı oldu tanışıklığımız. Sonra onunla çıktık 2 ay. Hayatımda gerçek anlamda beraber olduğum ilk kadındı. İnternetin yaygınlaşmaya başladığı dönemdi o zamanlar. Ondan ayrıldıktan sonra ilk internet sevgilimi yaptım. Yeşim. İzmir güzeli bir kadındı. Yeni boşanmış bir çocuk sahibiydi. İkinci aşkım filizlenmeden beni aldattı. Sonra bir sürü kız arkadaşım oldu. Uzun bir süre 2-3 ay kadar süren birçok ilişkim oldu. Beni etkileyen ve bazılarıyla hala görüştüğüm birkaçından bahsedeyim.

Arzum, canım, insan bu kadar mı sevgi dolu paylaşımcı olabilir. Hafif balık eti vücudu, çok güzel yüzü, düzgün bir fiziği ve o zaman beni çok etkileyen sıkı kalçalarıyla girmişti hayatıma. Çok güzel de anlaşıyorduk ama 3 ay içinde bana evlenelim dediğinde birden soğudum. Sonra arkadaş kaldık. Hala görüşürüz. Çok severim kendisini. Birçok zorluk geçti hayatından. Hepsinin üstesinden geldi ve bunlar onun gülümsemesindeki o muhteşemliği hiç eksiltmedi. İlk zayıf kızdı Çiğdem birlikte olduklarımdan. Lüle siyah saçları ve geniş basenleriyle ilk görüşte hasta etmişti beni kendisine. 1-2 ay süren ilişkimizin neden bittiğini hala hatırlamıyorum. Ama hep bir şeylerin eksik kaldığını biliyorum sadece onunla ilgili. Sonra 2003 te nişanlandım. Nasıl oldu kısmı bir sonraki hikayede… 

Devam edecek…

  • Share/Bookmark

Benim Hikayem | Third Part

Posted on : 28-01-2010 | By : admin | In : özcan BATMAZ

Tags:

0

Ben çocukları severim ama belli bir mesafede kalmak hoşuma gidiyor. Çok oynamayı sevmiyorum. Bazen iş çıkışı annemlere giderim. Yemek yerken üçü birden koşuşturup bağırıp çağırınca kafam almıyor. Hemen kaçıyorum. Biliyorum yanlış yapıyorum ama böyleyim. Yine de çok seviyorum onları. Canlarım hepsi. Büyüğünce hepsine inşallah daha çok faydam olacak. Mert 12 oldu bu sene. 18 olana kadar maddi durumumu daha iyi hale getirmem lazım. Bu arada Müge 15 inde 3 sene zamanım var yani. Onların geleceklerinde iyi bir rolüm olsun istiyorum. Bir gün arkadaşlarıyla konuştuklarında “WOW! Müthiş bir amcan/dayın var” desinler istiyorum. Belki de egom bu :) ama bunu çok istiyorum. Bizim amcalarımız ve dayılarımız fakirdi. Biz İstanbul da olduğumuz için ise durumumuz onlara göre daha iyiydi. Doğal olarak onlarla sık görüşemiyorduk. Köye gittiğimizde ellerindeki tüm imkanları seferber ediyorlardı.

Baba tarafı çok kalabalıktı. Rahmetli dedem ve onun soyu eskiden zenginmiş. Toprak ağası gibi bir şeymiş yani. Çok arsa tarla vardı. Tabi oralar para etmiyor ama ekip biçtin mi her şeyini alıyorsun topraktan. Baba tarafından en çok sevdiklerim şunlardır;

Amcamın çocukları olan Binali abim, eşi Nurcan yengem ve çocukları (Levent ve Duygu)

Gülender Ablam, Eşi Mustafa Abim ve çocukları (Çiğdem, Sinem, Sidal)

Nazlı ablam ( Nurcan ablamın kız kardeşi, çocukluk aşkım J )

Ali Rıza amcam, Gülsa Yengem, Yılmaz abim ve tüm aile fertleri,

Ali Rıza amcamın oğullarından Cemal yeğenim, Eşi Bahar ve Çocukları Cem Baran

Ahmet amcam ve ailesi,

Sultan Yengem, Rıza Amcam, Çocukları Ayten ablam, Nurten Ablam ve Sinan,

Halamın çocuklarından rahmetli Kenan abim, Haylaz Sinan, Gülten ablam, Serinca ve İnan,

Serincan Halam,

Haydar amcam, Leyla yengem, Bahar, Prensesim Tuğçe ve Erhan

Ali Haydar BATMAZ, Leyla yengem, Hüseyin, Gülnar (canım bir tanedir deli hemşirem) Haydar, İnan

Cemal ve Şengün (fransadaki akrabalarım) ve çocukları Heval ile Sidal

Anne Tarafından en çok sevdiklerim ise;

Hasan ve Kemal Dayım ve aileleri

Altun Bacım

Hatun Bacım

Güllü Bacım

Bu yazdığım kişilerin benimle yaşıt olanları ve benden küçük olanlarının çoğunluğu bizimle birlikte büyümüştür. Zaten eskiden akrabalarla geliş gidişimiz çoktu. Çok misafirimiz olurdu. Tabi yıllar geçtikçe insanlar uzaklaşmaya başladı. Sonuçta şimdi pek çok akrabayla ancak düğün dernekte görüşüyoruz. Ama ben hepsini çok seviyorum. Şimdi burada birkaç anımı paylaşacağım onlarla ilgili.

Tunceli‘nin Ovacık ilçesinde Halamların bir lahmacun dükkanı vardı. Rahmetli Kenan abim orda süper lahmacunlar yapardı. 80 li yıllardan bahsediyorum. Yaz tatilinde her zamanki gibi köye gitmişiz. Kozluca köyünde halamların betondan yapılma evindeyiz. Ki bu ev Rahmetli eniştemin yaptığı köydeki tek beton yapı. Herkesin karnı acıkmış. Lahmacun çekmiş canımız. Annemler gazı verince Yürümeyle 1- 1,5 saatlik yola gidiyoruz. Sonunda lokantaya geldiğimizde bir güzel karnımızı doyurduk. Sonra 30 tane falan lahmacun aldık. Ama lahmacunlar zaten büyük bir de bol malzemeli ki sormayın, şimdi bile canım çekti. Lahmacunların hazırlanması ve ilçeden çıkına kadar karnımız yine acıktı. Tam çıkışta Munzur çayının kenarında çimlerin üstüne attık kendimizi. Lahmacunların 7-8 tanesini abim, ben ve haylaz sinan yedik. E lahmacunlar azaldı. Sinan’ı gönderdik tekrar lahmacun yaptırmaya. 30-40 dakika sonra 20 lahmacunla geldi. Düştük yollara. Eve vardığımızda hiçbirimizde lahmacun yiyecek hal kalmadığı için tabi bir şey yiyemedik.

Başka bir anım ise şöyle; Hani hikayemin bir bölümünde annem beni İstanbul’a göndermek istemiyordu da ben ağlayıp zırlayıp dayıma olayı anlatmıştım, sonra dayım beni atla ovacığa bırakmıştı ya;  Ben İstanbul’a dönmek için Binali abimin yanına ilçeye gelmiştim ya, işte o zaman yaşanan bir olay bu. Binali abim gitmeden önce ailesiyle (amcam, yengem ve kız kardeşleriyle) vedalaşmak istedi.  Arel köyüne gittik. En küçük kardeşi Cihan özürlü bir çocuktu. Tabi ben de o zaman çocuğum. Özürlü olduğunu bilmiyorum veya algılayamıyordum. Neyse Cihan  ona alınan piknik bisküvileri köpeğe veriyor. Köpek diliyle yalayıp bırakıyor veya yere düşürüyordu. Cihan sonra bunları alıp yiyordu. Ben o zaman kimseyi tanımıyordum. Bu olay üstüne çok sıkılıp ilçeye kaçmaya karar verdim ki bu yol da sanırım 45 dakikalık bir mesafe. O zaman RS3 denen spor ayakkabılarımla koşmaya başladım. Binali abim peşime kızları taktı. Arkamda 3 şalvarlı kız. Gülender ablam, bir küçük kardeşi Birgül  ve Rahmetli kız kardeşi (ismini anımsayamadım şimdi L ) arkamdan uzun bir süre koştular. Tabi beni yakalamak ne mümkün J. İlçeye vardığımda kendimi çok yalnız hissettim. Ahmet Amcam dan utanır ve çekinirdim. O yüzden onun lüks lokantasına gidemedim. O zaman benim yaşıtım olan ve önceden tanıştırıldığım, babamın amcasının oğlunun, Hüseyin ‘in yanına gidip durumu anlattım. O gece onlarda kalmıştım. 4 erkek çocuk yan yana yatmıştık yer yatağında iki yorganla J

Sabah kahvaltıya kalktığımızda bana özel fırından ekmek alırdılar. Gülnar ‘ım deli hemşirem bana domates ve salatalıkla kahvaltı hazırlardı.  Demirci dükkanlarında çember yapıp tüm ovacıkta çember çevirirdik Hüseyin’le. Memlekette geçirdiğim en güzel günlerden biriydi o günler.

Devam edecek….

  • Share/Bookmark