Featured Posts

  • Prev
  • Next

Bembeyaz kumsal, Yemyeşil orman, Cam gibi berrak masmavi bir deniz 3

Posted on : 29-12-2009 | By : admin | In : HİKAYE

Tags: , , , ,

0

Ada çok sessiz ve sakin bir bebekti. Masmavi gözlerini, küçük burnunu annesinden almıştı. Kalın dudaklar ve teni ise babasına çekmişti. Aylar birbirini kovalamış, Ada konuşmaya ve yavaş yavaş yürümeye başlamıştı. Çok zeki bir kız olacağı her hareketinden belliydi. Kendini sevdirmeyi biliyordu. İçgüdüsel olarak yaptığı bazı şeyler anne ve babasını mutluluktan çıldırtıyordu. Boğa burcuydu. Her yaş gününde babasından özel bir hediye alıyordu. Can ve Sude ‘yi kızlarının geleceği ile ilgili bazı şeyler düşündürüp kaygılandırıyordu. Gelecekte adada yalnız kalabilme ihtimali, büyüyünce elinde geçmişe ait hiçbir belgenin, fotonun olmayacak olması ve bir sürü şeyi tanımadan yetişmesi gibi. Ellerinden geldiğince kızlarının göremeyeceği şeyleri çizerek ve anlatarak ona tarif etmeye çalışıyorlardı. Yine de bu kaygılar mutluluklarına gölge olmuyordu.

Adada bulundukları 4ncü yılda, Ada ‘nın doğum gününe bir hafta kala bulundukları kumsala bir yatın yavaş yavaş yanaştığını farkettiler. Sevinçle haykırarak “Burdayız!” diye bağırdılar. Yattakiler onları farketti. 6 manken kadın ve 2 erkeğin olduğu büyükçe bir yattı bu. Kıyıya şişme botla kürek çekerek geldiler. Kadınların hepsi bikiniliydi. Erkeklerden birinin kaptan diğerinin ise fotoğrafçı olduğu giyimlerinden anlaşılıyordu. Heycanla sorular sormaya başladılar. Bir ajansa bağlı çekim yapmak için her sene gittikleri adaya giderken yön bulma cihazları bozulup kaybolmuşlardı. Yakıtları bitince de rüzgar onları bu bilinmez adaya sürüklemişti. Takvim çekimleri için hep kullandıkları o adanın yakın olduğu sanılıyordu. Fakat yakıtları olmadığı için hareket edemezdiler. Can ile Sude ‘nin 4 yıllık mücadelesini dinlediklerinde hepsi şaşkına dönmüştü. Resmen filmlerde gördükleri hikayeler şuan karşılarında gerçek olarak duruyordu. Ada ‘nın sesiyle hepsi klübeye doğru baktılar. Bu küçük ve güzel kızın bu adada doğmuş olması onları inanılmaz etkilemişti. Kimisi göz yaşlarını tutamadı. Uzun sohbetin ardından Can ve Sude onlara kumsalda ziyafet hazırladılar. Beraber yenen aksam yemeginden sonra ateşin etrafında sohbetleri devam etti. Sohbetleri esnasında Can ‘ın elektronik bilgisinin iyi olması onları heyecanlandırdı. Sabah ilk iş yata gitmek olacaktı.

Sabah uyandıklarında güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra yata geçtiler. Can sonar, radar ve diğer cihazları inceledi. Yatta tek eksik motorindi. Can laptoplarla telsizi kullanarak mors alfabesiyle sinyal gönderebileceğini söyledi. Gerekli ekipmanı alarak çalışmalarına başladı. Kumsalda mankenler, Sude ve Ada beraber yüzüyor ve eğleniyorlardı. Can sabah fotoğrafçıya gitmeden çekebildiği kadar bu yerin ve ailesinin fotoğraflarını çekmesini söylemişti. Fotoğrafçı da onu dinleyerek bütün gün Sude ve Ada ‘nın yüzlerce fotoğrafını çekti. Akşam olmuş Can işini bitirmişti. İlk denemesini yaptı ve mors alfabesiyle mesajını gönderdi. Birkaç saat aynı işlemi yapmaya devam etti. Laptopun sesini sonuna kadar açtı. Hoparlörünü yatın ses sistemine bağladı. Mesaj gelir gelmez kolay bir şekilde kumsaldan bile duyulacaktı. Uzun bir bekleyişten sonra yorgun düşmüştüler. Akşam yemeği kumsala döndüler. Yemek sonrasında yine ateşin etrafında sohbete devam ettiler. Ada kucağında, eşine sarılmış bir şekilde kaptanı dinlerken birden mors alfabesiyle gelen sinyalı duydu. Hemen ayağa fırlayarak bota doğru koştu. Kaptan ve fotoğrafçıyla yata gittiler. Gelen mesajda yer tespiti için bir GPRS bağlantısı yapmaları isteniyordu. Can mevcut Cep telefonlarının sinyal alamadığı bir yerde olduklarını için bunu nasıl yapabileceğini düşünmeye başladı. Karşı tarafa mesajla durumu anlattı. Cep telefonları sinyal almasa da yerinin tespit edilebileceği cevabını alır almaz hemen mevcut telefonlardan birini açtı. Numarasını karşı tarafa iletti. Gelen cevap ortalığı cümbüş yerine çevirmeye yetti.

Yerleri tespit edilmiş 24 saat içinde kurtarma ekiplerinin temas sağlayacağı bilgisini almışlardı. Can ve Sude garip duygular içindeydiler. Bir yanda kurtulmanın sevinci, bir yanda 4 yıldır yaşadıkları bu cennet köşesi güzel yerden ayrılmanın hüzünü, diğer yanda kızları Ada için yeni bir başlangıcın sevinci. Özel kıyafetli, maskeli ve sanki büyük bir operasyona hazırlanmış gibi donanımlı bir sürü askerden oluşan kurtarma ekibi gelmişti. Sonradan bu adanın aslında girilmesi yasak bir bölge olduğunu anlayacaklardı. İç taraflarında askeri çalışmaların yapıldığı gizli bir adada yaşamışlardı ve bunca yıl bu yüzden kimse onları bulmamıştı. Askeri botlarla sahil güvenlik gemilerine götürüldüler. Yata yakıt ikmali yapıldmıştı. Kaptan arkalarından onları takip etti. Sahil güvenlik gemilerinde sorgudan geçirildiler. Suçsuz oldukları anlaşılınca yata bindirilip en yakın yerleşi yerine götürüldüler.Yerel yönetimin sağladığı imkanlarla Can ve ailesi uçakla Türkiye’ ye gönderileceklerdi. Yattakiler ise takvim için çekim yaptıkları adaya döneceklerdi. Uzun vedalaşmanın ardından son fotoğrafları çeken fotoğrafçı makinesinden kartı çıkartarak Ada ‘ya hediye etti. Karşılıklı teşekkürler, alınan telefon numaraları, adresler ve göz yaşlarıyla ayrıldılar.

Can ve ailesi için yeni bir hayat başlayacaktı. Adayı hatırlatacak birkaç fotoğraf ve minik kızları dışında tek şey hatıraları olacaktı. Sude ile birbirlerine bakarken gözleri doldu. Her ikisi de aynı şeyleri hissediyor ve düşünüyordu. Acaba adadaki kadar mutlu olabilecekler miydi ?

Kızlarına ve birbirlerine sımsıkı sarılıp birbirlerini öptüler ve her ikisi birden hayatlarının sonuna kadar böyle birlikte ve mutlu olmak için herşeyi yapacaklarını söz verdiler..

The END…

—————————————————-
Saygılarımla,
Özcan BATMAZ

www.webberaber.com
msn: ozcanbatmaz@windowslive.com
—————————————————-

  • Share/Bookmark

Bembeyaz kumsal, Yemyeşil orman, Cam gibi berrak masmavi bir deniz 2

Posted on : 21-12-2009 | By : admin | In : HİKAYE

Tags: , , , ,

0

Gözlerini açtığında Sude yanında değildi. Telaşlandı. Hemen kalkıp çadırdan dışarıya fırladı uykulu gözleriyle. Kafasını kaldırıp önce denize baktı. Hiç kimse yoktu. Çarşaf gibi durgun, masmavi bir deniz vardı. Arkaya doğru döndüğünde Sude ‘yi ateşin başında birşeyler yaparken gördü. “Aşkım” diye seslendi. Sude yüzünü Can ‘a dönüp,” Kalktın mı bitanem ? süpriz yapacaktım sana” diyerek yüzünü buruşturdu. Can yanına gittiğinde ateşin üstünde ki omleti görünce şaşkınlığını gizlemeyedi. ” sana omlet yapıyordum aşkım” . Yaban ördeği yumurtasından yapılmış omlet harika görünüyordu. “Canımsın” diyerek sarıldı. Alnından öptükten sonra kahvaltı yapacakları yeri hazırlamada o na yardımcı oldu. Sofraya oturdular. Ekmeği çok özlediklerinden, ekmek çeşitlerinden, yemekler üzerine uzun uzun sohbet ettiler. Bazı şeylerin kıymetini yok olduklarında anlarız. Can ‘da bunu o gün anlamıştı. Daha önce hiç sevdiği şeylerden bu kadar uzakta olmamıştı. Bir filozofun dediği gibi, en zengin insan en az şeye ihtiyaç duyan insandır diye geçirdi aklından. Hep dilediği istediği gibi bir yaşama kavuşmuştu. Hayat böyle birşey galiba dedi kendi iç sesiyle kendi iç kulağına. Sevdiğin bazı şeyleri senden alırken, başka sevdiklerini sana bağışlıyordu. Muhteşem bir adada, muhteşem bir kızla, muhteşem bir kahvaltıdaydı. Ailesinden, sevdiklerinden, sevdiği şeylerden uzaktaydı. Ama yıllarca rüyalarında gördüğü yer şimdi gerçekti. Sude ‘ye gülümseyerek kahvaltısını bitirdi.

Kahvaltıdan sonra çırılçıplak denize atladılar. Rengarenk balıklarla birlikte yüzdüler. Sırt üstü suyun üstünde durup sohbet etmeyi ihmal etmediler. Suyun içinde seviştiler. Kıyıya kadar cilveşerek yüzdükten sonra kıyıda kumlara uzandılar sere serpe. Sohbetleri burda da devam etti. Anlatacakları hiç bitmiyordu. Her konudan konuşup, keyifli sohbet ediyorlardı. Çok mutluydular. Öğlen saatlerinde giyinip ormanda yürüyüş yaptılar. Çok güzel bir şelalenin yakınında yaban çilekleri buldular. Bu keşif onları çok mutlu etti. Akşam yemeği için biraz topladılar. Dönüş yolunda bacağı kırılmış bir ördeğe rastladılar. Uçarak kaçmaya çalışırken Can mızrağını fırlatarak onu avladı. Akşam yemeğine ördekte katılmıştı. Bugün süprizlerle dolu bir gün diye düşündüler. Çadıra çok az bir mesafe kala gördükleri muz ağacıyla sevinçleri doruk noktasına ulaştı. Birgün bu kadar mı güzel olur demekten alıkoymadılar kendilerini. Can çok zorlanmasına rağmen muz ağacına tırmanarak biraz toplamayı başardı. Aşağıya çimenlerin üstüne doğru attı. Sonra ağaçtan inerek hepsini topladı. Beraber yürümeye devam ettiler. Çadıra geldiklerinde hemen hazırlıklara başladılar. Can ‘ın uçak enkazından kıyıya düşen valizlerden topladığı eşyalar arasında kesici aletler de çıkmıştı. Bir bıçağı Sude ‘ye verdi. O ördeği temizlerken Can ‘da ateşi ve meyveleri hazırlayacaktı. Tüm hazırlıklar itina ile yapıldıktan sonra ateşin başında muhteşem yemek yendi. Yemek sonrasında mutlu gözlerle birbirlerini seyrettiler. Bu mutluluğun ömür boyu sürmesi için dua ettiler.

Aradan aylar geçti. Bir sabah Can erken kalkıp kahvaltı hazırlamak için ormana gitti. Geldiğinde Sude ‘nin kalkmadığını gördü. Merak etti. Çadıra baktığında Sude terler içinde kıvranıyordu. Daha önce o nu hiç böyle görmemişti. Hemen uyandırdı. “Aşkım neyin var?” diye korku ve hüzünle sordu. “Midem çok ağrıyor” diye kısık bir ses ve halsiz şekilde cevapladı. Can hemen kahvaltıyı hazırlayıp ona yemesi için getirdi. Kendini zorlayarak yemesini sağladı. Sonra başına ıslak bez parçası koyarak sürekli başında durdu. Muz yedirdi. Balık pişirdi. Bol bol meyve tükettirdi. Bütün gün boyunca iyileşmesi için koşuşturdu. Gece olmuş karanlık çökmüştü. Sude ‘nin ateşi düşmüş, ağrıları azalmıştı. Can yorgun ve bitap düşmüştü. Bir süre sonra yorgunluğuna yenik düştü ve o na sarılarak uyuya kaldı.

Yanadğında bir öpücükle uyandı. Sude iyileşmişti. Saçlarının arasından güneş ışıkları muhteşem bir görüntü oluşturuyordu. Elindeki ağaçtan yapılmış tepsiyle kahvaltı hazırlamış ve çadıra kadar getirmişti. “Aşkım öğlen oldu ve ben kurtlar gibi açtım. Dün yakaladığın balıkları kızarttım hadi kalk yemek yiyelim” diye seslendi. Can sanki tekrar hayat bulmuş gibi sevindi. Hızlı bir şekilde toparlanarak ayağa kalktı ve Sude ‘ye sarıldı. O kadar sıkı sarılmıştı ki, farkında olmadan Sude ‘nin canını acıtmıştı. “Aşkım çok sıkma istersen, o kadar iyileşmedim henüz” diyerek gülümsedi. Karşılıklı kahkahaya boğuldular. Kahvaltıdan sonra yine yüzüp gezindiler. Birkaç gün içinde Sude tamamen normale döndü.

Ada da bulundukları 15 nci aydı. Sude kilo almaya başlamıştı. Midesi bulanıyor sıksık kusuyordu. Bir süre sonra hamile olduğunu anladı. Bunu Can ‘a bir akşam yemeğinde söyledi. İkisi de şaşkın bir o kadar da sevinç içindeydiler. Can bir ev yapmaya karar verip çalışmalara başladı. Sude yemek işleriyle ilgileniyor Can ise sürekli evi yapmakla uğraşıyordu. Gel zaman git zaman sonra Sude ‘nin göbeği büyümüş, çocuk tekmeler atmaya başlamıştı. Can ‘ın evi bitirmesi an meselesiydi. Birkaç gün sonra evi bitirdi. İçine sazlıklardan, bulduğu yumuşak bitkilerden yatak yapmıştı. Üstüne koyduğu kumaşlarla gerçek bir yatağa dönüştürmüştü. 3 kişinin rahatça yatabilecekleri büyüklükte bir ev olmuştu bu. Evin içini ogüne kadar Sude ‘ye hiç göstermemişti. O gün güzel bir öğlen yemeği sonrasında, doğuma birkaç gün kala, evi gösterdi. Sude gözlerine inanamıştı. İçerinin güzelliği ve hiç beklemediği çocuk beşiği karşısında şok olmuştu. Küçükken bunu filmlerde görürdü. Bir gün böyle eski çağda kalmış bir beşik için bu kadar sevineceği aklına gelmezdi. Ağlayarak Can ‘a sarıldı. Tam o sırada bebek bir tekme attı. İkisi de bunu farketti. Can kulağını eşinin şişmiş göbeğine koyarak çocuğunun kalp ve tekme atışlarını dinledi. O güne kadar hiç isim düşünmediklerini farkettiler. Kız veya erkek isimlerini düşünmeye başladılar. Sude çocuğun ismini koyma işini Can ‘a bıraktı. Can da örf adetleri gereği doğduğu gün çocuklaırının kulağına fısıldayacağını söyledi.

Birkaç gün sonra akşam vakti Sude ‘nin ağrıları arttı. Can önceden hazırladığı malzemeleri yatağın yanına taşıdı. Doğum için her hazırlığı yapmış, dualarını etmişti. Hayatında hiç olmadığı kadar heyecanlı ve mutluydu. Hayatında hiç çekmediği kadar zorluıklarla doğumu gerçekleştirdi. Bir kız çocuğuydu. Önceden hazırladığı ılık suyla çocuğunu yıkadı, beze sardı. Kucağına alıp ezan okudu. Sonra besmele çekerek “Ada,Ada, Ada” diye kulağına fısıldadı. “Hayatımıza hoş geldin kızım” diyerek annesinin kucağına yatırdı. Eşinin alnını öptü. Yanına uzandı ve sımsıkı sarıldı…

Devam edebilir :)

Sevgi ve Saygılarımla;
Özcan BATMAZ
Son centilmen yazar :P

  • Share/Bookmark

Bembeyaz kumsal, Yemyeşil orman, Cam gibi berrak masmavi bir deniz

Posted on : 15-12-2009 | By : admin | In : HİKAYE

Tags: , , , , ,

0

Kıyıya vuran dalagarın senfonisiyle, yüzüne vuran güneş ışığının serin ısısıyla uyandı. Harika bir uyku çekmişti. Elbiseleriyle yaptığı yatağını topladı. Soyundu ve bermuda şortuyla koşarak masmavi denizin berrak sularına attı kendini. Biraz yüzüp kendine geldikten sonra kıyıya çıkıp mango meyvesini isviçre çakısıyla delip hindistan cevizinin içine döktü. Sonra bir güzel afiyetle içti. Yakındaki dağa doru baktı. Önünde kilometrelerce uzanan bembeyaz, inci tanesi bir kumsal, Palmiye ve hindistan cevizi ağaçları, el değmemiş bir orman ve yeşile bürünmüş bir dağ duruyordu. Kurtulan başka biri varmı diye yeniden aramaya çıktı. Yanına özenle yaptığı mızrağını aldı. Sahil şeridini takip etti. Bir süre sonra şarkı söyleyen bir kadın sesi duydu. Koşarak o tarafa yöneldi. Karşısında gördüğü manzara nedeniyle şaşkına döndü. Muhteşem güzellikle bir kadın üzerinde sadece iç çamaşırıyla, dalgalarla dans ederek suyun içinde şarkı söylüyordu. Uzun sarı dalgalı saçları, buğday teni, mavi gözleri, iri kirpikleri, düzgün fiziği, uzun boyu, ince beli, düzgün bacakları ve dolgun kalçalarıyla tam bir mankendi. Ona doğru yaklaştığını farketmemişti. Bir süre bu güzel, enerji dolu kadını seyretti. Taki kadın o nu farkedip ürkene kadar. Utanıp birden tüm vücudunu suya daldırdı. Can seslenerek o na doğru seslenerek “Merhaba” dedi. Kadın ürkek sesle “Merhaba” diye cevapladı. “Üstünüze giyebileceğiniz birşeyler var mı?” diye sordu. ” Evet şurdaki hindistan cevizinin dibinde” diye cevapladı. Can elbiselerini dalgaların bittiği yere getirerek bıraktı ve biraz ileriye yürüyerek arkasını döndü ve “Siz giyinirken bakmayacağıma söz veririm” dedi. Kadın sudan çıkıp giyindi. Can ‘a seslenerek ” arkanızı dönebilirsiniz dedi. Sesi de kendi kadar güzel olan bu kadın inanılmaz çekiciydi. İsminin Sude olduğunu öğrendiği bu kadına bir anda vurulmuştu.

Uçak kazasının üstünden 2 hafta geçmişti. Uçak düşmeden önce birkaç yolcu açılan kapıdan atlayabilmişti. 2 hafta sonunda sahil şeridinin büyük bir kısmını dolaşmasına rağmen ilk defa biriyle, üstelik bir türkle karşılaşması bir mucizeydi. Uzun uzun sohbet ettiler. Sude Amerika ‘da yalnız yaşayan ve borsa da çalışan bir kadındı. Kendini finans sektöründe yetiştirmiş, bu konuda doktorasını yapmış ve büyük bir şirket aracılığla Amerika merkeze transfer olmuştu. Birkaç ilişkisi olmuş fakat hiçbirini evlilikle sonuçlandıramamıştı. Müzik zevkleri, yemek alışkanlıkları, hoşlandıkları şeyler nerdeyse tamamen ortaktı. Konuşkan bir kız olmamasına rağmen iyi ve dikkatli bir dinleyiciydi. Akşam olmak üzereydi ve sohbete dalıp aç kalmışlardı. Can yakındaki kayalıklara giderek mızrağı ile balık avladı. Elinde birkaç balıkla geri döndüğünde Sude ‘nin ateş yaktığını ve meyvelerle birşeyler hazırlamış olduğunu gördü. Gülümsedi. Güzel olduğu kadar da zeki olan bu kızın hamarat olduğunu görmesi, o na karşı olan hislerini biraz daha kuvvetlendirdi. Güzel bir akşam yemeğinden sonra Can, sude ‘yi kendi yaşadığı yere davet etti. Sude tereddüt etmeden kabul etti. Sabah olunca yolu koyulacaklardı. Biraz daha sohbet ettikten sonra ikisi de kumsalda ateşin başında uyuyup kaldılar. Sabah olduğunda beraber yüzüp, Can ‘ın mango ve hindistan cevizinden hazırladığı meyve sularını içtiler. Yola koyulup Can ‘ın yaşadığı yere geldiler. Can karaya vuran bavulları toplamış, kendine küçük bir çadır yapmıştı bu kısa süre içinde. Bir kaç hafta boyunca ormanın içlerine ve kıyı şeridinin dolaşmadıkları yerlerine yürüyüşler yaptılar. Buldukları tüm eşyaları toplayıp kamp alanlarına getirdiler. Burası coğrafi olarak küçük bir adaydı. Fakat ikisi için oldukça büyüktü. Tüm adanın etrafını ve ormanın büyük bir bölümünü dolaşmaları iki ay kadar bir vakit almıştı. Artık bu ada da kendilerinden başkaları olmadığını düşünmeye başlamışlardı.

Bu geziler süresince yakınlaşmış daha samimi olmuşlardı. Serin bir akşam yemeği sonrasında, yatmak için çadıra geçtiler. Aynı çadırda yanyana ama birbirlerinden uzak olarak yatıyorlardı. O gün farklı olarak birbirlerine yakınlaştılar sonra Sude sarıldı.Can karşılık verdi. Bir süre sonra birlikte oldular. Sabaha kadar süren birlikteliklerinden sonra ikisi de yorgun düşmüştü. Sude ‘nin uyurken ki halini izledi. Sabah güneşi çadırın ön kapısının aralığından süzülmeye başladığında hava ısınmaya başlamıştı. Hafif esen rüzgar kapıyı iyice aralayıp sonunda bir parçasını çatının üstüne attı. Çadırın önü açılmıştı. Masmavi Deniz, harika bir gökyüzü, muhteşem ışıldayan güneş ve inci tanesi kumsal gözlerinin önüne serilmişti. Denize doğru yatmış hindistan ceviziyle tablo tamamlanmıştı. Can bu doğal güzellik karşısında hayran ve yorgun gözlerle bir süre düşündü. Hayal ettiği yaşam ve 35 yıldır arayıp bulamadığı muhteşem bir kadınla birlikte ıssız bir adada onu bulmuştu. Takdir-i ilahi bu olsa gerek diye düşündü. Bu mutluluğun sonsuz olmasını dileyerek Sude ‘ye sımsıkı sarıldı. Yanağına bir buse kondurdu. Gözlerini yavaşça kapadı. Yüzünde gülümseme, kalbinde huzur ve tüm vücudunu kaplayan mutlulukla uykuya daldı…

Devam edecek…

Sevgi ve Saygılarımla,
Özcan BATMAZ

  • Share/Bookmark