Featured Posts

  • Prev
  • Next

Gri Guru | Dalgalar ve deniz

Posted on : 27-02-2009 | By : admin | In : HİKAYE

Tags: , ,

0

Sabah erkenden kalkmayı severdi. Tropikal iklimin olduğu bir adaydı. Her sabah muhteşem bir hava olurdu. Bu adayı seçmesinin ilk nedeni buydu. Güneş ışıldıyor ama yakmıyordu. Suların hemen üstünde kızıla çalan bir rengi vardı. Çok tatlı esen bir meltem vardı. Denizle dans ediyor ona hafif dalgalar veriyordu. Palmiye yapraklarının sesi, yaşlı hindistan cevizi ağacının gıcırtısı, agaçlardan  gelen kuş sesleri ve denize dökülen şelalenin sesi muhteşem bir orkestra oluşturuyordu.  Her sabah bu sesleri ayrıştırmak için kendini yogaya verir, müziğin ruhuna işlemesini sağlar ve büyük bir dinginlik kazanırdı. Bir süre sessizlikle konuşur, yanlızlığı paylaşır ve sevgiyi kalbiyle kana kana içerdi. Sonra kumsalda çinlilerin geleneksel sporu olan tai chi yaparak vücudunu dinç tutmaya çalışırdı. Tüm bunlar bittiğinde denizin serin sularına atlar birkaç saat yüzerdi. Bugün de aynı şeyleri yaptı. Denizden çıktığında ise evine giderek duşa girdi. Klasik müziği açarak duşunu aldı. Verandada ananas,  hindistan cevizi ve kiwi gibi tropikal birkaç meyvenin karışımı olan meyve suyunu içti.  Biraz kestirdikten sonra uyandı. Öğle yemeği saati gelmişti.
- “Yemeği nerde yemek istersiniz diye sordu Alfred.
- “Yemek odasında” diye cevap verdi.
Alfred bugüne özel en sevdiği yemeği hazırlatmıştı, fırında tavuk. Bol sebzeli ve baharatlı bir yemekti. Yanında cacık ve tavuk sulu pirinç pilavı da vardı. Sofraya oturdu.
-”Bethoven senfoni 9″ dedi. Sesle kumanda ettiği müzik çaları hemen çalmaya başladı. Yemek odasında büyük ve ahşaptan yapılma ince işlenmiş ve güzel süslenmiş bir masa vardı. Ateşin kokusu, sesi ve ışığı onu mutlu ettiiği için bir şömine yaptırmıştı. Şömine sadece yemek saatlerinde yakılır ve üstüne mutlaka kaynayacak birşeyler konurdu. O gün de akşam yemeği için hazırlanan mercimek çorbası vardı. Kokusunu yemek odasına girer girmez almıştı. Müziğin başlamasıyla yemeğe başladı.
-”Hmm nefis. Sanırım Andre kısa süre içinde annemin yemek lezzetini yakalayacak” diyerek Alfrede gülümsedi.
Yemeğini tüm lezzetini damaklarında bırakacak şekilde bitirdi. Bu adayı aldıktan sonra yaptırdığı ilk şey özel tasarımlı büyük şatosuydu. Şatoda herşey birden fazla bulunuyordu. Tasarımı eski ingiliz şatolarına benziyor fakat kullanılan teknoloji ve yapı karakterislikleri günümüz mimarisinden eserleri andırıyordu. Şato yapılırken bir sürü sırla yapılmıştı. Kimsenin bilmediği gizli geçitler, odalardan birbirine geçiş yapılabilecek gizli yollar ve her odada farklı akustik mimari bu sırlardan birkaçıydı. Yardımcısı İngiliz Alfred, Aşçısı Fransız Andre ve Meksikalı Juileta, bahçıvanı Osman Emmi, Japon Asistanı Yuko, Bilgisayar ve Elektronik dehası Hintli Hari ve Temizlikçileri Çinli Yuki, Rus Seveta, Ukraynalı, Yaraslova ile birlikte mutlu bir aile yuvasıydı.

Sinema odasına geçti. Sevdiği filmlerden American Gangster ‘ini izledi. Sonra çatıdaki odasına geçip gökyüzünü izleyerek uykuya daldı.

  • Share/Bookmark

Gri Guru – Bir doğum günü..

Posted on : 30-12-2008 | By : admin | In : HİKAYE

Tags: , ,

0

Hediyeleri tek tek açarken gözleri doldu. Herbiri birbirinden güzeldi. Tek tek teşekkür ederek sevdiklerine sarıldı. Gün bitiminde kankası Muratla sahilde yürüdüler. Uzun ve mostalji kokan bir sohbete daldıklarında, hava iyice soğumuş ve kararmıştı. Hilal son dördün şeklindeydi. Tüm aydınlatma lambaları yanmasına rağmen puslu bir hava vardı. Deniz kenarına yürüdüler. Kumsala inip dalgaların vurduğu yerde durdular. Denize bakıp bir ara sessizlikle konuştular. “Kanka yavaş yavaş dönelim” dedi Murat. Kafasını hafifçe öne sallayıp tasdik etti kankasının söylediğini.  Beraberce eve kadar yürüdüler. Sarılıp vedalaştılar. Arabasına binerek evinin yolunu tuttu. Yolda Sezen Aksu ‘nun parçalarından derlediği cd yi dinledi. Mutlu ve huzurluydu. Bu yaşına kadar evlenmemiş olmasına sevindi kısa bir süre. Acaba kısmetinde varmıydı evlilik? Belki de hiç evlenemeyecekti. Hayatında olmasını istediği kızı düşündü. İçini çekti ve gaza bastı. Evine geldiğinde annesi herzamanki gibi yatağını açmış televizyonda türkü dinliyordu. Bugüne kadar doğum gününde hiç hediye almamış annesi ilk defa küçük oğluna hediye almıştı. Oğluna aldığı hediyeyi verirken herikisininde gözleri doldu. Kısa bir süre içinde göz yaşları yerlerini terkedip dudaklara kavuştu.  Gerçek  sevgi adına söylenmiş tüm sözlerin doğruluğu bu anda kanıtlanmıştı.

 

Yorgun olduğunu söyleyerek odasına çekildi. Doğduğu odaydı bu oda. Küçük olmasına rağmen kendini sıcak hissetiren, pozitif elektriği olan bir odaydı. Sıcak yatağına girdi. Dualarını ettikten sonra gözlerini yumdu ve hayal dünyasına daldı. Bu dünya o’ nun mutlu olduğu ve istediği herşeyi yaptığı muntazam güzel bir yerdi. Gerçek dünyada gerçekleştiremek isteyip öncesinde hayal ettiği bir gerçek öncesi ve gerçek üstü dünyaydı. Olmasını istediği şeyleri önce burda tasarlar ve yaşar, bunlardan mutlu olursa bunları gerçek kılabilmek için plan yapar ve çalışırdı. Audisi bunlardan biriydi. Bazen de gerçek olamayacak şeyleri hayal ederek ruhsal bir rahatlama yaşardı. Yemyeşil ekin tarlaları üzerinde uçarak sörf yapmak gibi. Bazen geçmişte yaşadığı kötü tecrübeler uykusunu kaçırırdı. Böyle günlerde sabahları neşesiz ve yorgun kalkar bu durum tüm gününü etkilerdi.

 

Sabah kalktığında yorgun ve gözleri uykuluydu. Elini yüzünü soğuk suyla yıkadı. Annesinin hazırladığı kahvaltı sofrasına oturdu. Annesi çok sevdiği yumurtalı ekmekten yapmıştı. Yanında az acılı menemende vardı. Sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra yola koyuldu. Bilet alıp geri döndü. Valizlerini hazırladı. Bugün kendi evine ve hayatına geri dönme günüydü. Hayal dünyasına. Ailesiyle vedalaştı. Duygulu anlar sonrasında taksiye atlayıp havaalanına gitti. Yolculuğu boyunca  iphonenundaki filmlerden birkaçını izledi. Terminal çıkışında yardımcısı Alfred kendisini karşıladı. Yeşil kırlar ve yüksek tepelerden geçerek kumsala vardılar. Tekneyle adaya geçtiler. Ömrü boyunca yaşamak istediği, bunun için çalıştığı ve sonunda sahip olduğu adaya geldi. Karşısında tüm çalışanları onu bekliyordu. Güzel ve sıcak bir karşılama sonrasında odasına geçti. Uzun yolculuk onu yormuştu. Duştaki müziği ayarladı ve şarkılar içinde aheste aheste yıkandı.  Duştan çıktığında gece yarısı olmuştu. Verandadaki cibinlikli yatağına uzandı. Dalgaların sesi ve rüzgarın ağaçlarla olan fısıldaşmalarının yarattığı senfoniyi dinleyerek uykuya daldı.

  • Share/Bookmark