Posted on : 27-08-2009 | By : admin | In : HİKAYE
0
Kalbi hızla atmaya başlamıştı. Hayatının aşkı olmuş, uzun süre evli kaldığı bu kadını 6 aydır görmüyordu. Saçlarını sarıya boyatmış, herzamanki gibi kaynak yaptırmış, göğüs dekolteli siyah bir kıyafet giymişti. Yüzündeki kırşıklıklar artmış, soluk ve cansız görünüyordu. Canı sıkkın gibiydi. Can ise aksine mutlu, canlı ve enerji doluydu. Nerdeyse clubteki herkesi tanıyordu. Gözde’ye doğru yaklaştı. “Merhaba” diyerek elini yavaşça kavaya kaldırdı. Gözde o nu farketti. Yüzündeki şarkın ifade ve göz bebeklerindeki büyümeden hissettikleri kolayca anlaşılıyordu. Özlem ve pişmanlık. Yanlarına gidip arkadaşlarıyla da merhabalaştı. sonra kısa bir sohbetin ardından eski eşiyle çocuklardan konuştular. Gözde ‘nin sevgilisinden ayrıldığını öğrendiğinde kendini garip hissetti. Yaklaşık 1,5 yıldır aralar açıktı ve 6 aydır evli değillerdi. Bu süre zarfında hiç görüşmemeleri içindeki aşkı öldürmüş yerine saygı ve sevgi bırakmıştı. O nu gördüğünde artık kalbi eskisi gibi hızlı çarpmıyordu. Dili damağı kurumuyordu. Boğazında düğümlenmiyordu aldığı nefes. Elleri titremiyor, konuşurken kekelemiyordu. İçindeki fırtınaları hindistan seyahtinde dindirmişti. İmhotepi ve dağlar içinde kalmış o muhteşem koyu hatırladı.
Gözde ‘nin mutsuz olması çocukları açısından iyi değildi ama yapabileceği birşey yoktu. O ‘na isterse bir tur ayarlayabilceğini söylemiş fakat Gözde istememişti. Can biraz eğlendikten sonra arkadaşlarıyla başka bir mekana geçmek için ayrıldı. Bir süre tenis ve yüzmeye ağırlık verdi. Bu süre içinde tanıştığı Fotoğrafçı kız ile görüşmelerini attırdı. Portekizden o gün dönüyordu küçük ve güzel fotoğrafçı kız. Çok heyecanlıydı Can. Uzun zamandır bu kadar heyecanlanmamıştı. Tüm ritüellerini yapmasına rağmen kalp atışlarını normale döndürememişti. Üzerinde siyah eşofmanı ve beyaz tshirtü vardı. Havalanına gitmeden özel hazırlanan lilyum buketini yanına aldı. Lamborghinisiyle yol çıktı ve havaalanına VIP kısmından girdi. VIP bekleme salonunda biraz haberledi izledi. Uçağı indiğinde karşılama salonunda onu bekliyordu. O ‘nu gördüğünde elindeki çiçeklerle yüzünü sakladı. Fotoğrafçı kız etrafına bakıyordu şaşkın şaşkın. Bu sırada her ikisininde kalp atışları hızlanmıştı. Kız yakınına geldiğinde Can çiçekleri aşağı indirirerk yüzünü gösterdi. Koca bir tebessümle kıza bakıyordu. Kız o ‘nu gördüğünde koşarak sarıldı. Sımsıkı sarılma ve merhabalaşmadan sonra sohbet ederek arabaya geçtiler.
Kız çiçeklere çok sevinmişti. Arabaya bildiklerinde kızdan torpido yu açmasını istedi. Torpidoda bir kavanoz turşu suyu vardı. Fotoğrafçı kız mutluluk üstüne mutluluk yaşıyordu. “Unutmamışsın” dedi fotoğrafçı kız. Can ise unutmam mümkün değildi diyerek yola koyuldu. Yolda uzun uzun sohbet ettiler. sahil kasabasındaki yazlık evine geldiklerinde kapıdaki kartpostal dikkatini çekti. “O senin” dedi can. İçindeki yazıyı okuyunca fotoğrafçı kız gözleri doldu. Bu onun ilk şiirlerinden biriydi. Daha evvel bahsettiği DVD arşivini gösterdi. Sonra bahçede hazırlanmış masada akşam yemeği yendi. Yemek sonrasında hizmetkarlara izin verdi. Bir termosa demleme çayı hazırlatmıştı. İki ince belli bardak alarak kumsala doğru yürüdüler. Etrafı rengarenk çiçekli merdivenlerden inerlerken kumsalda yanan mumları farketti fotoğrafçı kız. Kalp şeklinde hazırlanmıştı. İlk gün için fazla romantik olmasına rağmen kızın hoşuna gitmişti. Kalbin ortasında serili minderlere oturdular. Çaylarını içerlerken birden müzik duyulmaya başladı. Önceden bu sattte çalmaya hazırlanmış müzikçalardan geliyordu ses. Klasik müzik inanılmaz güzeldi. Sanki dalgalara kada uzanıp onlarla dans eder gibi, gidip geliyorlardı. Sohbet, yıldızlar, deniz, dalgalar, mumlar ve eşşiz çiçek kokuları etrafı kapladığında gece yarısı olmuştu. Hafif yorgunluk çöktü üstlerine. Kumsalda kurulu cibinlikli kamelyalarda uyudular. Fotoğrafçı kız sabah uyandığında kumsalda Can ‘ı spor yaparken gördü. Bir süre izledi. Çinlilerin yaptığı spora benziyordu bu. Sonra Yoga yapışını izledi. Aralarında 15 yaş olmasına rağmen Can çok genç gösteriyordu. Bu sporların etkisi olduğu apaçık ortadaydı. Kahvaltı için balkona geçtiler. Muhteşem bir kahvaltı sonrasında fotoğrafçı kızı evine bıraktı.
Dönerken içi mutluluk doluydu. Sesi sonuna kadar açtı. Otobanda son sürat evin yolunu tuttu. Hız tutkusu onu bir gün öldürecekti. Ama nadirde olsa bu tip anlarda bu mutluluk içindeyken ölmek istiyordu. Aklında ve kabindeki fotoğrafçı kız ile evine vardı. Nadya o ‘nu bekliyordu. Telaşlıydı yüzü. Gözde ‘nin kalp krizi geçirdiğini söylediğinde içindeki tüm mutluluk gidip kalbine bıçak saplandı. Hemen arabasına atlayıp hastaneye gitti. Çocukları ameliyathanenin önünde bekliyorlardı. Onlara sımsıkı sarıldı. Gözlerindeki yaşları silip telkin etti. İçlerini ferah tutmaları isteyip dua etti. Gözlerinin önünden evliliklerinden tüm mutlu kareler geçti tektek. Gözleri doldu. Midesinde güçlü bir ağrı hissetti. Kaşları çökmüş dudakları büzülmüştü. Ağlamaklı oldu bir an. Kafasının orasından bıçak saplanmışçasına bir ağrı hissetti. Elleri titriyordu yeniden. Aklından ölümü geçirdi. Kendisi ölümden korkmuyordu ama ya Gözde, 3 ncü aşkı, çocuklarının annesi ölürse ne olacaktı ??
Aklında sorular, tüm vücudunda ağrılarla ameliyathaneden çıkan doktora baktı…
—————————————————-
Saygılarımla,
Özcan BATMAZ
www.ozcanbatmaz.com
www.webberaber.com
msn: ozcanbatmaz@windowslive.com
—————————————————-
Posted on : 25-08-2009 | By : admin | In : HİKAYE
0
Küçük ama sade döşenmiş mis gibi gül kokan bir odaydı. penceden okyanus görünüyordu. Harika ve bembeyaz bir kumsal, masmavi bir deniz manzarası vardı. Koktuklar ve eşyalar beyaz renk ağırlıklı ve sade seçilmişti. Büyük yastıkları olan büyük koltuğa oturdu. İmhotep ise küçük buzdolabından önceden hazırlanmış meyve suyunu aldı. “Halen avakado ve ananas suyunu seviyorsun di mi?” diyerek elindeki meyve suyunu Can ‘a uzattı. Meyve sularını içerken sorunları paylaştılar ve imhotep bir süre burda kalmasının o na iyi geleceğini ve günlük ritüllerle normale döneceğini söyledi. Can kabul etti. Sonra havai şortlarını giyerek yüzmeye gittiler. İkisinin çok ortak yönü vardı. Can ‘ın daha evvelki ziyaretinde imhotep öğrenciydi ve çokiyi bir dostluk kurmuştular. O günden sonra da arada bir görüşmüşlerdi. Bir kere imhotep Can ‘ın adasına öğrenci grubuyla gelmiş ve kısa süreli bir tatil yapmıştı. Can tüm imkanlarını o nu mutlu etmek için kullanmıştı.
Yüzdükten sonra tapınağa geçtiler. İmhotep ten yeni ritüeller öğrendi. Hergün düzenli yüzmeler, düzenli meditasyon ve geziler yaptılar. Sabahları erken kalkıp gün doğuşunu akşamları yemek öncesi gün batışını izlediler. Ruhu aydınlanmış ve dinlenmiş olmasına rağmen Can çocuklarını çok özlemişti. Kendi başına hamakta otururken birden imhotep geldi ve hemen yola çıkmaları gerektiğini söyledi. Yanına havlu ve şort almasını söyledikten sonra yola koyuldular. Balta girmemiş ormanlar ve yüksek tepeleri aştıktan sonra bir mağara girişine vardılar. İçten içe çok merak ediyor olmasına rağmen hiç sesini çıkarmadı. İmhotepi izlemeye devam etti. Mağara harikaydı. Su damlacıklarının oluşturdupu sarnıçlar, el değmemiş doğal güzelliklerdi. Mağaranın çıkışına geldiklerinde ise gözlerine inanamadı. Dağların ortasında kalmış ve girişi çıkışı görünmeyen bir küçük deniz vardı. Kumsalı altın sarısı ve denizi masmaviydi. Yunuslar çılgınlar gibi yüzüyorlardı. Kumsala koştu. Kendini kumların üzerine attı. O anda birden sağnak bir yağış başladı. Hiç kımıldamadı. Olduğu yerde yağmurun onu yıkamasına izin verdi. Birkaç saat tek kelime etmeden o şekilde uzandılar. Yağmur dindiğinde imhotep ona birşey göstereceğini söyledi ve kumsal boyunca yürüdüler. Kayalığa yakın biryerde eşyalarnı bırakıp suya atladılar. İleride bi yerde imhotep derin nefes almasını söyledi. Sonra dibe daldırlar. Yüzerek kayalıkların altından yukarı çıktılar. Çıktıkları yer okyanustu. Görünürde hiçbir yer yoktu. Kayalıklar göz alabildiğince uzanıyordu. Kimse bu dağların içinde böyle muhteşem bir güzellik olabileceğini bilemezdi.
Bir süre sonra tekrar geri döndüler. İmhotep yemek getireceğini hindistan cevizi yakındaki toplamasını söyledi. Can birkaç hindistan cevizini toplayıp kabuklarını kırdı. İmhotep mağaradan elinde kızarmış mis kokan balıklarla geri döndü. Çantasından ekmek, tuz ve domates çıkardı. Can gülmekten kendini alamadı. Domatesi her yemekte yiyecek kadar çok sevdiğini bildiği için ona kendi yetiştirdiği domateslerden getirmişti. Sarıldılar. Büyük bir zevkle balıkları yediler. Sonrasında içilen hindistan cevizi suyu ile gün hiç unutulmayacak bir yer almıştı hafızalarında. Hava kararmaya başlamıştı. İmhotep bugün orada kalacaklarını ve yarının Can ‘ın geri dönme zamanının geleceğini söyledi. Son akşamlarını altın sarısı kumsalda, dolunayın görüntüsünün denize vurduğu o harika kumsalda, ateş etrafında sohbet ederek ve gülerek geçirdiler. İmhotep son ritüellerini de yaptırdıktan sonra uyudular. Sabah erken kalkıp biraz yüzdükten sonra yola koyuldular. Tapınağa vardıklarında öğlen olmuştu. Duş alıp hazırlandı. Tüm arkadaşlarına ve öğretmenlerine tek tek teşekkür etti. Vedalaşma sırası imhotepe geldiğinde koşarak sarıldı. Uzun bir süre öyle kaldılar. İkisininde gözünden yaşlar aktı. Sonra iyi dileklerini dileyip bir birlerini selamladılar. Kendisini bekleyen at arabasına binerek en yakın köye gitti. Ordan bir kamyonetle şehire, ordan da taksi ile havaalanına geçti. Uçakta yaptıklarını gözden geçirdi. Uzun yolculuk olacağı için yemekten sonra uyudu. Uyandığında sabah olmuştu. İnmelerine 1 saate yakın bir süre vardı. Pencereden dışarı baktı. Kanatların üzerinden güneşin ışıkları süzülüyordu. Bulutlar bembeyaz ve parçalıydı. Pamuk gibi yeryüzünü kaplıyordu. Uçak inişe geçti. İndikten sonra çıkışta o ‘nu şöförü bekliyordu. Şöfürünün yüzündeki şaşkınlığı farketti. Gülümsedi. “Ne o hayalet görmüş gibisin Barış?” diye sordu. “Efendim estetik ameliyat mı oldunuz? ” “Hayır ama dertlerimi aldırdım ” diyerek kahkahayı bastı. Birkaç aylık huzur dolu yaşamın, bu gençleşmenin sırrı olduğunu anlattı. Kısa bir sohbetten sonra limuzine geçtiler.
Eve doğru giderken birkez daha aldığı notları gözden geçirdi. Çocuklarını aradı. Kaan ve Gölge ile uzun uzun konuştu. Birkez daha mutluluk gözyaşları beraber döküldü. Yarın akşam yemeğini yatta beraber yiyeceklerini söyledi. Çocukları kabul ettiklerini söylediler. Sonra Gözdeyi aradı. Telefonu büyük bir heyecanla açtı. Sesi titreyerek konuştu. Can ‘ın sesi çok neşeliydi. Yarın akşam yatta ailecek yemek yiyip konuşacaklarını söylediğinde Gözde kabul etti. Eve vardığında duşunu alıp birkaç telefon görüşmesi yaptı. Sonra botanik bahçesine geçti ve akşam yemeğini yiyip dışarı çıktı. Birkaç eski arkadaşıyla görüştü. Birşeyler içtiler. Geç saatte eve döndü. Jakuzide dinlendikten sonra yatağına geçip uykuya daldı. Sabah erken kalktı yine. Vücudu alışmıştı artık buna. Artık normal yaşında 3-5 yaş daha genç gösteriyordu. Sabah sporunu ve yogasını yaptı. Botanik bahçesinin çiçeklere ait bölümünde bir minder üzerinde 1 saatlik ritüelini bitirdi. sonra kahvaltısını yapıp Nadya ile yata gitti. Nadya ile bir süre görüştükten sonra botla adasına geçti. Uzunca yüzdü ve birkaç kez dalış yaptı. Öğlen yemeğinde salata yedi. Sonra yata tekrar geri döndü. bi süre dinlendikten sonra duşunu alıp akşam yemeği için hazırlanıp limanda bekleyen Kırmızı Lamborghini sine bindi. Kendisine ait restoranlar yerine bu sefer yakın arkadaşlarından birinin çok nezih bir restoranını seçmişti.
Restoran sahibi arkadaşı kapıda kırmızı Lamborghiniyi görünce hemen onun olduğunu anladı. Kapısını açtığında içindeki adamı görünce şaşırdı. Sanki gençlik iksiri içmişti. İnanılmaz bir değişimdi bu. Can şaşkınlık içindeki arkadaşına dönerek, “Yoga ve düzenli birkaç ruh ve beden sporu sonucu sadece dostum” diyerek sarıldı. Ayak üstü biraz sohbet ettiler. Eşinin ve çocuklarının 5 dakika önce geldiklerini restoranı onlara özel kapattığından bahsetti. Can herşey için teşekkür ederek içeri girdi. En sevdiği klasik müziklerden Bacht ‘ın Prelude in D Minor ‘u çalıyordu. Ailesini gördü yavaşça onlara doğru yürüdü. Kaan içeri giren bu adamı gördü ama kim olduğunu anlayamadı. Can yaklaştıkça Kaan bu adamın babası olduğunu farketti. Şakınlık içinde koşarak ona sarıldı. Hemen ardından gölge de aynını yaptı. Uzunca sarılıp öpüştüler. Çocuklarını çok özlemişti. Kaan 9 ncu yaşına girmek üzereydi Gölge ise 6. Şakınlık içindeydi çocuklar. Can çocukları için aldığı herbiri birbirinden anlamlı ve güzel hediyeleri onlarla paylaştı. Özel toplalığı deniz taşlarından kolyeler, himlayalardayken yaptığı tahtadan oyuncaklar ve hediyelik birkaç oyuncak.
Çocuklar tatille ilgili bir sürü soru yağmuruna tutmaya çalıştıklarında Can “durun annenize de bir merhaba diyeyim” dedi. Biraz ileride muhteşem siyah elbisesi ve uzun siyah saçlarıyla karşısında şakın ifadeli eşine bakıyordu. Gözlerine inanamadığı her halinden belliydi. Can yaklaştıktan sonra hafifçe sarılıp yanaklarından öptü. Gözde çok şaşırmıştı. Hoşgeldin demekle yetindi. Gözdeye hediyesini verdi. Siyah özel bir kutu beyaz kurdela ile sarılmıştı. İçinde henüz kurumamış ve üzerinde meyveleri olan bir bitki ve küçük bir not vardı. Notta; “Bu himalayalarda yetişen Ateş dikenidir. Gülgillerdendir. Dikenleri olmasına rağmen sabah erken saatlerde çok güzel koku verir. Ayrıca meyvelerinden çay yapılır ve mideye çokiyi gelir. Bu bitkinin en büyük özelliği ise dalındaki yemişlerden birinin bile yere düşmesiyle tüm bitkinin kurumasıdır. Dalından düşmeyen bir yemiş olman dileyiğle” yazıyordu. ydı. Gözde notu okuduğunda utandı ve duygulandı.
Sonra yemeğe geçtiler ve uzun uzun sohbet ettiler. Tatlılar geldiğinde Can bugünki yemeklerinin ayrı bir nedeni olduğunu söyledi çocuklara. Sonra bu geziye neden gittiğini ve gitmeden önce olanları anlattı. Çocuklar bu anlatılanlara bir anlam veremediler. Yinede bunu şuan yapmalıydı. Güzel bir konuşma sonrasında artık anneleri ile ayrı yaşayacaklarını ve bunu birgün anlayacaklarını söyledi. Gölge ağlamaya başladı. Kaan ise durmadan sorular soruyordu. Neden ayrıldıklarını, Neler olacağını ve birbirlerini artık sevip sevmediklerini. Gözde her zamanki gibi sessizdi. Can o nun başka birini sevdiğini öğrenmişti. Bunu çocuklarına asla söylemeyecekti. Çocuklarla uzun uzun konuşup onlara hayatlarında bişey değişmeyeceğini her ikisininde annelerini sürekli göreceğinden bahsetti. Zor bir akşam yaşadılar. Sonunda çocukların uyku vakti gelmişti. Nadya ‘yı aradı ve çocukları almasını söyledi. Bir süre sonra Nadya çocukları götürdü. Gözde ile başbaşa kalmıştılar. Uzun bir ayrılık sonrasında genç, diri, enerjik ve bakımlı biri olarak eşini karşısında gören Gözde hala şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Konuşulacak tek şey ne zaman boşanacaklarıydı. Gözde konuyu açtı. Can kabul ettiğini ve tek celselik bir boşanma olacağını söyledi. Günü kararlaştırdılar ve ayrıldılar. Mahkeme günü geldiğinde herkes ve herşey hazırdı. Söylendiği gibi tek celsede anlaşmalı boşanma yapıldı. Mal paylaşımı ve herşey önceden halledildiği için mahkeme sonrası vedalaşılarak ayrıldı.
Can Ateş dikeninin dalından bir yemişin düştüğünü hissetti. Fakat en doğrusu buydu. Zorla kimseye kendini sevdiremeyeceğini öğrenmişti. İmhotep ‘le yaptığı konuşmaları hatırladı. Sonrasında çocuklarla beraber eve döndü ve yeni bir hayata yelken açtı. Ritüellerine ve sporlarına devam edip yeni ve sonsuz bir aşk yaşamak için sosyal ortamlara geri döndü. Taki 6 ay sonra bir gün, bir gece klubündeki partide Gözde ‘yi görene kadar…
devamı yakında …
Posted on : 19-08-2009 | By : admin | In : HİKAYE
0
Elindeki su bardağı yere düştü. İtalyan mermer zemine çarparak paramparça oldu. Elleri titriyordu. İçinde tarifsiz sıkıntı çoğalarak artıyordu. Zar zor bir kaç adım atarak yatağın üstüne yığıldı. Camekan tavandan Simsiyah gökyüzüne dikti gözlerini. Bir damla yaş kulağına kadar süzüldü. Ellerinin titremesi geçmiş karnında tekme yemişçesine ağrı başlamıştı. Nefes almakta zorlanıyordu. Sıkıntının geçmesi için uykuya dalmalıydı. Zorla güzel şeyler düşünmeye başladı ve sonunda uyudu. Sabah olduğunda üzerinde ki tüm negatif elektriği atmıştı. Artık sağlıklı düşünebilirdi. Önce güzel bir hafif müzikle duşunu aldı. Sonra beyaz ve yumuşacık mis kokulu bornozuyla kahvaltıya geçti. Aşçısının hazırladığı kral sofrasını görünce neşelendi. Johann Sebastian Bach ‘ın Allegro su çalıyordu. Sıkı kahvaltının ardından dışarı çıktı. Kendisini bekleyen şoförüyle biraz konuştuktan sonra şatodan ayrıldı.
Gözdem isimli yata vardığında asistanı Nadya onu bekliyordu. Biraz sohbet ettikten sonra laptopunu alarak yatın büyük salonunda oturdu. Ananas ve Avakado karışımı özel meyve suyunu içerken düşündü. O çok sevdiği ve uğruna yıllarını verdiği eşi Gözde ile ayrılma noktasına gelmişlerdi. Nasıl olduda bu noktaya geldik diye sordu kendine. Akşam video konferansta eşinin söylediklerini hatırladı. Sonrasında hissettiği mutsuzluğu ve acıyı hissetti. En çokta çocuklarının mutsuz olması onu üzüyordu. Herşeye sahiplerdi. Anlam veremediği bir değişiklik vardı. Oysa 10 ncu evlilik yıl dönümünü daha birkaç ay önce kutlamışlar ve çok mutlu olmuşlardı. Yaptığı süprizlerle hem çocuklarını hem de eşini çok sevindirmişti. Bir türlü sorunun ne olduğunu bulamıyordu. Kankasını aradı konuşmak istediğini söyledi. Kankası yarım saat içinde geleceğini söyledi. Telefonu kapatıp çalışanlara dalış kıyafetlerini hazırlamalarını söyledi. Kankası geldiğinde kapıda karşıladı.
Sıcak bir karşılama ile kucaklaştılar. Çok sevdiği insanlara sımsıkı sarılır, onlara aynı aileden oldukları hissini uyandırırdı. Yata geçtiler. Murat ‘a olan biten herşeyi anlattı. Murat son zamanlarda Gözde ‘de olan değişikleri zaten çok öncesinden farketmiş ve Can ‘ı uyarmıştı. Aşk yine gözlerini köretmiş ve bunların hiçbir zaman farkına varmamıştı. Son bir yıldır eşi o na karşı soğuktu. Yoğun çalıştıkları için böyle olduğunu düşünüyordu. Oysa gerçek Gözde ‘nin artık onu sevmemesiydi. Bunu kabullenmek Can ‘a zor geliyordu. Kardeşleri ve dostları ise bunu düzeltmek için hiçbirşey yapamıyorlardı. Gözde ‘nin büyük ablası aralarındaki soğukluğun baş nedeniydi. Küçük ablası her ne kadar onlara destek olsada bu yeterli olmamıştı. Murat ‘ın yorumlarından sonra kararını verdi. Bu karara kendi bile inanmıyordu. Çünkü dün gece Gözde ayrılmak istediğini söylediğinde elindeki bardağı düşürüp kısa süreli kalp krizi geçirmişti. Yorgun vücudu yine alarm vermişti.
Kankası gittikten sonra Gözdeye mesaj attı. Ayrılma isteğini kabul ettiğini fakat birkaç ay çocuklar için beklemeleri gerektiğini yazdı. Gözde ‘den kabul ettiğini söyleyen mesajı aldıktan sonra hemen bir plan yaptı. Dinlenmek yenilenmek için tatile gitmeliydi. Hemen Nadya ‘yı çağırdı. Tatil için gerekli ayarlamaları yapmasını istedi. Yarın yola çıkmak istiyordu. Nadya gittikten sonra yatı en sevdiği koylardan birine çektirdi. Dalış kıyafetlerini giyip hemen denize atladı. Rengarenk balıklar ve sessizlik ona huzur veriyordu. uzun bir süre suyun altında istiridye kabuklarını topladı. Su üstüne çıktığında yanındaki kabular güneşte parlamaya başladı. Yata çıktı. Üstünü değiştirdikten sonra kabukları iyice yıkadı. Daha temiz ve parlak olmuşlardı. Işıl ışıldılar. Kurumalarını bekledikten sonra özel işlemeli sandığın içine koydu. Duşunu alırken bach parçları dinledi. Öğlen özel hazırlanmış salatalarla birlikte balık yedi. Akşama kadar birkaç kez daha denize girip arada televizyon izledi. Akşam olmasına yakın yüzerek kumsala gitti. Yanına ipodunu da almıştı. Kumsaldaki daha önceden hazırlanmış, iki hindistan cevizi arasına kurulu hamağına uzandı. Müziği açtı ve gün batımının tadını çıkardı. Huzur doluydu. Yavaş yavaş kararan göküyüzü ve parlamaya başlayan ışıl ışıl yıldızlar onu dinlendirdi ve uykuya dalmasını sağladı. Nadya ‘nın sesi ile uyandığında sabah olmuştu. Uçağa yetişmek için 1 saat içinde hareket etmeleri gerektiğini söyledi. Yata gittiler.
Hazırlanıp yatla en yakın limana gitti. Limanda bekleyen özel şoför onu karşıladı. Havalanına kadar etrafı seyretti. VIP salonundan havaalanına girdi. Uçağına bir arabayla geçti. Özel ayırtılmış tekli koltuğuna oturdu.Uzun bir yolculuktan sonra Hindistana vardı. Havaalanı çıkışında, uzun oranj cübbesi, yaşlı olmasına rağmen dinç görünen sivana rahiplerinden biri karşıladı. Adının Yoga olduğunu öğrendiği bu adam az ama öz konuşan genelde sessiz biriydi. Saçları yoktu. 60 lı yaşlarda olmasına rağmen 40 yaşına gibi gösteriyordu. Nirvanaya ulaştıklarında başrahip imhotep onları karşıladı. Kucaklaştılar. Yıllar önce burayı ilk ziyaret ettiğinde imhotep te öğrenciydi. Aynı yaştaydılar. İmhotep 25-30 araı gösteriyordu. Can ise 45 yaşında olmasına rağmen 50-55 arası gösteriyordu. Can imhoptep in genç göstermesinin nedenini biliyordu. O nu özlemişti. Uzun sarılmadan sonra tapınağa geçtiler. Biraz yoga ve bir kaç ritüel çalışmasından sonra imhotep in odasına geçtiler.
Aydınlanma başlamıştı..
—————————————————-
Saygılarımla,
Özcan BATMAZ
www.ozcanbatmaz.com
www.webberaber.com
msn: ozcanbatmaz@windowslive.com
—————————————————-